Prof. Dr. Hasan Pekmezci, 1945’te Konya-Beyşehir-Üzümlü’de doğdu; Anadolu’nun zengin kültürel ortamı, küçük yaşta resme duyduğu ilgi ile buluştu. İlköğretimini köyünde tamamladıktan sonra İvriz Öğretmen Okulu’na kabul edilmesi, sanatla erken ve yoğun bir temasa kapı araladı. Burada Mehmet Karaman, İsa Başlıoğlu ve Namık Sevinç Arkun gibi eğitimcilerin yönlendirmesiyle resim sevgisi derinleşti; bu ilgi onu sınavla İstanbul Çapa Öğretmen Okulu Resim Semineri’ne taşıdı. İstanbul’daki eğitim döneminde İlhami Demirci, Selahattin Taran, Hidayet Gülen ve Enver Naci Gökşen gibi isimlerin öğrencisi olarak, biçim, renk ve disiplinler arası görsel düşünme üzerinde kapsamlı bir temel edindi.
1965’te Resim Semineri’ni birincilikle bitirmesinin ardından Gazi Eğitim Enstitüsü Resim Bölümü’nü kazanarak sanat eğitiminin akademik hattını güçlendirdi; burada Adnan Turani, Nevide Gökaydın, Kayıhan Keskinok, Nevzat Akoral gibi dönemin seçkin eğitimcileriyle çalıştı. Bu yıllar, onun sanatın yalnızca teknik bir üretim değil, insan yaşamını çevreleyen derin bir kültürel etkinlik olduğu bilincini geliştirdiği dönem oldu. Mezuniyet sonrası öğretmen olarak Arifiye Öğretmen Okulu ve Çankırı’da görev yaptı; bu süreç, Anadolu’nun çeşitli coğrafyalarını gözlemleme ve yerel kültürel kodlarla yüzleşme fırsatı verdi.
Pekmezci’nin üretimi, baskı resim (serigrafi), yağlı boya ve akrilik disiplinlerinde yoğunlaşır. Türkiye’de serigrafinin yaygınlaşması için akademik ortamda ilk atölyeleri kuran isimlerden biri olarak kabul edilir; 1978’de Gazi Eğitim Enstitüsü Resim Bölümü’ne öğretim kadrosu olarak davet edilerek burada serigrafi atölyesini kurdu ve ders programına aldırdı. 1987’de Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’ne baskı resim atölyelerini kurmak ve bu dersleri vermek üzere atandı; burada yalnız teknik beceriyi öğretmekle kalmayıp, öğrencilerine görsel düşünme ve ifade özgürlüğü konusunda güçlü bir ethos aşıladı.
Sanat pratiğinin temelinde “yaşamakla öğrenmek” fikri yatar; “Bir sanatı yalnızca öğrenmek değil, onunla yaşamak gerekir” yaklaşımı, eserlerinin hem estetik hem düşünsel katmanında görülebilir. Bu pozitif eğitim felsefesi, onu yalnız bir üretici değil, üretimin her aşamasında düşünsel derinlik arayan bir sanat eğitimcisi olarak konumlandırır. Pekmezci’nin çalışmalarında Anadolu’nun kültürel hafızası, kırsal yaşamın ritimleri, emek, doğa ve insan figürü gibi temalar, baskı tekniklerinin soyutlaştırıcı gücü ile buluşur; bu yaklaşım, eserlerine hem yerel hem evrensel bir yankı verir.
1969’da ilk kez Devlet Resim Heykel Sergisi’ne seçilmesi, onun erken dönemdeki üretiminin niteliğini ortaya koydu; 1971’de Ankara Devlet Güzel Sanatlar Galerisi’ndeki ilk kişisel sergisi, sanatsal yolculuğunun kurumsal tanınırlığa dönüşümünü sembolize etti. Bu sergi, teknik becerinin ötesinde, görsel dilin bir düşünce alanı olarak kurulmasına dönük çabasını da gözler önüne serdi. Pekmezci yalnız ulusal sergi platformlarında yer almakla kalmadı; DYO, Vakko, Viking, İstanbul Sanat Bayramı ve İstanbul Yeni Eğilimler gibi seçkili etkinliklerde çalışmalarını sunarak Türkiye’nin güncel sanat ortamıyla sürekli bir diyalog içinde oldu. Bu katılımlar, onun üretimini yalnız akademik bir çevreye değil, geniş bir izleyici ve eleştirmen kitlesine açtı.
Akademik unvanı 1985’te doktorluk, 1987’de doçentlik ve 1995’te profesörlükle tescillenen Pekmezci, eğitimci kimliğiyle de sanat alanının üretim-yorum ilişkisini güçlendirdi. Uluslararası platformlarda da Türkiye’yi temsil eden isimlerden biridir: 1989’da Şili Bienali’ne seçilmesi ve 1991 Osaka Trienali’nde Türkiye’yi temsil etmesi, eserlerinin küresel bağlamda algılanışını güçlendiren dönüm noktaları oldu. Ayrıca, 1980’lerde hazırladığı eğitim kitapları ve görsel anlatım materyalleri, görsel sanatlar eğitimine kalıcı katkılar sundu.
Pekmezci’nin sanatsal yaklaşımı, baskı resmin tekrarlanan dokusunu, çizgi ve renk ilişkisini, biçim çözümlemelerini düşünsel bir söyleme dönüştürür. “Sanat, yalnızca görüleni çoğaltmak değil; onu sorgulamak, onu yeniden kurmaktır” gibi bir görüş, onun üretimindeki aktif eleştirel bakışı yansıtır. Bu düşünce, hem öğrencilerinin eğitim yolculuğunda hem de eserlerinin izleyicilerle buluşmasında belirleyici bir etki yaratır.
Türkiye sanat ortamındaki konumu, kuşağının önde gelen figürlerinden biri olarak akademik ve üretim pratiğini bir arada yürütmesiyle eşsizdir. Öğrencileri bugün kendi üretimlerinde Pekmezci’nin disiplinler arası düşünce ve baskı resim pratiğinin izlerini taşır. Eserleri birçok kamu ve özel koleksiyonda yer alır; ulusal ve uluslararası sergilerde seçkilerde yer alması, üretiminin sürekliliğini ve çağdaş sanatla kurduğu diyalogu ortaya koyar.
Prof. Dr. Hasan Pekmezci, yalnız bir ressam değil; görsel dilin eğitim ve üretim süreçlerini birleştiren, Anadolu kökenli bir küresel sanat düşünürü olarak okunmalıdır. Onun mirası, baskı resmin Türkiye’deki kurumsallaşmasından başlayarak, görsel üretimde sorgulama, yaşam ve deneyimi estetik bir dil olarak yeniden kurma üzerine kurulu zengin bir entelektüel ve sanatsal birikimdir.
Bu bölümde henüz eser bulunmamaktadır.

MEB
Detay mevcut değil2023
2023 9. Artankara Sanat Fuarı Sanatçı Onur Ödülü
1991
1991 Devlet Resim Heykel Sergisi Üçüncülük Ödülü
DYO1986
1986 DYO/Viking Baskı Resim Yarışması Ödülü
1984
1984 Devlet Heykel Yarışması Baskı Resim Başarı Ödülü
1982
1982 Devlet Resim Heykel Yarışması Resim Başarı Ödülü
1982
1982 Yunus Emre Resim Yarışması İkincilik Ödülü
Vakko1982
1982 Vakko Ankara Konulu Resim Yarışması Mansiyon
Kültür Bakanlığı1981
1981 Kültür Bakanlığı Atatürk Devrimleri Resim Yarışması Mansiyon
DYO1979
1979 DYO Mansiyon