Point Kültür Sanat
Etkinlikler
Etkinlik TakvimiSergiler
Söyleşi & Atölye
SöyleşilerAtölyelerKitap Buluşmaları
Sahne Sanatları
TiyatroKonserlerKlasik MüzikOperaDansDinletiler / Performanslar
Sinema
SinemaFilm Buluşmaları
Koleksiyon

Eserler

Öne Çıkan EserlerKoleksiyon TuruYeni EklenenlerDijital Koleksiyon (HD / 360° / VR)

Sanatçılar

Tüm SanatçılarBireysel SanatçılarTopluluklar

Sergiler

Tüm SergilerGüncel SergilerYaklaşan SergilerGeçmiş Sergiler
Haberler & Yazılar
Tüm YayınlarMakalelerKültür Sanat Haberleri
Sözlük
Tüm MaddelerKavramlarKişilerOlgular
Hakkımızda
Kurumsal KimlikVizyon & MisyonDeğerlerimizSanatın Beş NoktasıBasındaKültürel Paydaşlarımız
İletişim
İletişim FormuOnline DanışmanlıkKonumWhatsApp Hattı

Etkinlikler

Etkinlik TakvimiSergiler
Söyleşi & Atölye
SöyleşilerAtölyelerKitap Buluşmaları
Sahne Sanatları
TiyatroKonserlerKlasik MüzikOperaDansDinletiler / Performanslar
Sinema
SinemaFilm Buluşmaları

Koleksiyon

Eserler

Öne Çıkan EserlerKoleksiyon TuruYeni EklenenlerDijital Koleksiyon (HD / 360° / VR)

Sanatçılar

Tüm SanatçılarBireysel SanatçılarTopluluklar

Sergiler

Tüm SergilerGüncel SergilerYaklaşan SergilerGeçmiş Sergiler

Haberler & Yazılar

Tüm YayınlarMakalelerKültür Sanat Haberleri

Sözlük

Tüm MaddelerKavramlarKişilerOlgular

Hakkımızda

Kurumsal KimlikVizyon & MisyonDeğerlerimizSanatın Beş NoktasıBasındaKültürel Paydaşlarımız

İletişim

İletişim FormuOnline DanışmanlıkKonumWhatsApp Hattı

Point.

Sanatın ulaşılabilir lüksü.

Keşfet
YayınlarEtkinliklerHakkımızda
Koleksiyon
Sanatçı ArşiviEserlerMakaleler
İletişim
Instagramİletişim FormuKocaeli, Türkiye

© 2025 Point Kültür Sanat. Tüm hakları saklıdır.

DESIGNED FOR ARTS

Makaleler yükleniyor...

Yükleniyor...
  1. Ana Sayfa›
  2. Makaleler›
  3. Kültür & Sanat›
  4. Kültür Sanat ve Türk Kadını
Kültür & Sanat

Kültür Sanat ve Türk Kadını

Sedat ÇİFTÇİOĞLU
Sedat ÇİFTÇİOĞLU
8 Mart 2026 • 5 Dk Okuma • 84 Okunma
Kültür Sanat ve Türk Kadını

8 Mart Dünya Kadınlar Günü, kadınların eşitlik, hak ve insan onuru için verdiği mücadelenin hafızasını taşıyan uluslararası bir gündür. 1910’da Kopenhag’da düzenlenen Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı’nda ortaya çıkan bu irade, 1917’de Rusya’da kadınların protesto ve grevleriyle simgesel bir derinlik kazanmış, 1975’ten itibaren Birleşmiş Milletler’in de sahiplenmesiyle dünya ölçeğinde kabul gören bir güne dönüşmüştür. Ancak Türkiye’de 8 Mart’a yalnızca bir kutlama günü ya da tarihsel bir not olarak bakmak yeterli değildir. Bu gün, Cumhuriyet’in aydınlanma yürüyüşünde kadınların eğitimde, kültürde, sanatta, bilimde ve kamusal yaşamda üstlendikleri kurucu rolü, bu ülkenin vicdanına kattıkları gücü yeniden hatırlamak için de önemli bir vesiledir.

8 Mart’ı yalnız bir kutlama günü gibi geçirmek, Cumhuriyet kadınlarına yapılabilecek en büyük haksızlıklardan biridir. Çünkü Cumhuriyet’in kadınları yalnız kendi hayatlarını büyütmedi; okul kurdu, hasta iyileştirdi, sahne açtı, kitap yazdı, köy inşa etti, burs örgütledi, tarih anlattı, çocukları okula taşıdı. Cumhuriyet’te kadın meselesi nezaketin ötesinde, hukuk, eğitim, kültür ve kamusal sorumluluk meselesiydi. 1926 Medeni Kanunu, 3 Nisan 1930’da belediye seçimlerine katılım hakkı, 26 Ekim 1933’te muhtarlık ve ihtiyar heyeti seçimleri, 5 Aralık 1934’te milletvekili seçme ve seçilme hakkı bu yürüyüşün temel durakları oldu.

Bu yüzden Grigory Petrov’un Beyaz Zambaklar Ülkesinde adlı kitabı Türkiye’de yalnızca sevilen bir eser olarak kalmadı; bir zihniyet aynasına dönüştü. Çünkü bu kitap, bir ülkenin birkaç büyük adamla değil; öğretmenleri, hekimleri, mühendisleri, sanatçıları, dürüst memurları ve terbiyeli yurttaşlarıyla ayağa kalkacağını anlatıyordu. Cumhuriyet de tam bunu yapmak istedi. Yurt dışına gönderilen gençlere Atatürk’ün “Sizi birer kıvılcım olarak gönderiyorum, alevler olarak geri dönmelisiniz” diye seslenmesi boşuna değildi; bu anlayış, 1416 sayılı kanunla kurumsallaşan öğrenci gönderme politikasında da karşılığını buldu. Cumhuriyet kadını işte bu kıvılcım ahlakının taşıyıcısıydı. Öğrendiğini yalnız kendisi için değil, memleket için kullandı.

Türkan Saylan, bu ahlakın en parlak örneklerinden biridir. 1935’te İstanbul’da doğdu, tıp eğitimi aldı, dermatoloji uzmanı oldu, 1977’de profesörlüğe yükseldi; lepra (cüzzam) çalışmalarına yöneldi, Cüzzamla Savaş Derneği’ni kurdu, uzun yıllar İstanbul Lepra Hastanesi’nde gönüllü başhekimlik yaptı. Onun ve ekibinin yıllara yayılan emeği sayesinde lepra, Türkiye için başlıca sağlık sorunlarından biri olmaktan çıktı. Fakat Türkan Saylan’ın büyüklüğü yalnızca hekimliğinde değildi. Hastalığın yanında yoksulluğu, yoksulluğun yanında eğitim eşitsizliğini de gördü. 1989’da Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin kurucuları arasında yer aldı, ardından uzun yıllar genel başkanlığını üstlendi; özellikle kız çocuklarının eğitim hakkı için yürüttüğü çalışmalarla binlerce hayata dokundu. Onun çizgisi çok açıktı; bilim, laiklik, eğitim ve toplumsal fırsat eşitliği.

Bahriye Üçok da aynı zincirin yalnızca bir halkası değil, başlı başına bir sütunudur. 1919 Trabzon doğumlu Üçok, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’nde Ortaçağ Türk İslam tarihi eğitimi alırken aynı zamanda Devlet Konservatuvarı Opera Bölümü’nü de bitirdi; yani bilimle sanatı aynı bünyede taşıyan o nadir Cumhuriyet aydınlarından biri oldu. 1953’te Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde öğretim üyesi oldu ve fakültenin ilk kadın öğretim üyesi olarak anıldı. İslam tarihi, kadınların tarih içindeki yeri ve laiklik üzerine yazdı; 1967’de Türk Tarih Kurumu’nun Belleten dergisinde yayımlanan “İslam Devletlerinde Bazı Nâibeler” gibi çalışmalarıyla kadınları tarihin dipnotundan çıkarıp tarihin öznesi olarak düşünmeye çağırdı. 6 Ekim 1990’da Ankara’daki evinde uğradığı suikast sonucu öldürüldü. Bahriye Üçok’u anmak; aklın, dogmatizme karşı eleştirel düşüncenin, kadın haklarının ve Cumhuriyet cesaretinin ne demek olduğunu da hatırlamaktır.

Ama Cumhuriyet tarihi yalnız Türkan Saylan ve Bahriye Üçok’tan ibaret değildir. Mualla Eyüboğlu Anhegger, Cumhuriyet’in ilk kuşak kadın mimarlarından biri olarak Köy Enstitülerinin yerleşkelerini tasarladı, öğrencilerle birlikte inşa etti; mimarlığı bir kamu hizmeti ve eğitim meselesi olarak düşündü. Semiha Berksoy, opera, tiyatro, resim ve edebiyat arasında kurduğu eşsiz hatla Türkiye’de ve Avrupa’da birçok ilke imza atan çok yönlü bir sanatçı oldu. Bedia Muvahhit, Cumhuriyet döneminin ilk tiyatro ve sinema kadın oyuncuları arasında yer aldı; sahneye çıkışı, kadınların kamusal görünürlüğü bakımından önemli bir kültürel eşikti. Safiye Ali, Türkiye’nin ilk kadın doktoru ve ilk kadın tıp eğitimcilerinden biri olarak anne çocuk sağlığına ve kadınların sağlık alanındaki görünürlüğüne öncülük etti. Afet İnan ise Cumhuriyet’in tarih, yurttaşlık ve eğitim hafızasını kuran temel isimlerden biri oldu; bu ülkenin düşünce hayatına ve tarih bilincine kalıcı katkılar sundu. Bütün bu örnekler bize aynı şeyi gösteriyor. Kültür ve sanat, Cumhuriyet için toplum kurma iradesinin ayrılmaz bir parçasıdır.

Asıl unutulmaması gereken nokta şudur. Bir ülkenin aydınlanması, birkaç parlayan isimle değil, o isimlerin açtığı yolu sessizce sürdüren binlerce kadınla gerçekleşir. Adını bilmediğimiz öğretmenler, kütüphaneciler, hemşireler, çevirmenler, tiyatro emekçileri, köylerde çocuk okutan kadınlar, burs parası yetiştirmek için kendi hayatından kısmış anneler… Cumhuriyet’in görünmeyen kolonları onlardır. Bunları yalnızca tarihten okumuyoruz; bugün de böyle kadınları tanıyoruz. Hayatın yükünü sessizce omuzlayan, bulunduğu yere akıl, emek, sebat ve terbiye katan, yalnız kendisi için değil çevresi için de yaşayan kadınlar hâlâ bu ülkenin en sağlam dayanaklarından biridir. Büyük tarih çoğu zaman erkeklerin daha görünür hikâyeleri üzerinden yazılır; oysa memleketi ayakta tutan asıl güç, kadınların görünmeyen düzen kurma emeğidir. Beyaz Zambaklar Ülkesinde’nin Türkiye’de bu kadar yankı uyandırmasının nedeni de budur. Bir ülke yalnız kahramanlıkla değil; terbiye, eğitim, sebat ve ortak ahlakla yükselir.

Bugün hâlâ işimizin bitmediğini rakamlar da söylüyor. Kadınlar siyasette, yerel yönetimlerde, istihdamda ve karar alma mekanizmalarında hâlâ olması gereken ölçüde yer bulamıyor. Cumhuriyet’in açtığı kapı kuşkusuz çok büyük bir tarihsel eşikti; ama o kapıdan herkesin eşit imkân ve eşit güçle geçebildiğini söylemek için daha gidilecek yol var. Bu yüzden 8 Mart, yalnızca geçmişi anma günü değil; hafıza ile sorumluluğun birleştiği bir gündür.

Bu nedenle bugün Cumhuriyet kadınlarını anmak, onlara yalnızca teşekkür etmek değildir. Onların emanet ettiği aklı, disiplini, cesareti ve kamusal sorumluluk duygusunu yeniden kuşanmaktır. Kadınları yalnızca “fedakâr” diye övüp karar masalarından, sahneden, kürsüden, bilimden ve yönetimden uzak tutan dil artık iflas etmiştir. Cumhuriyet’in kadınları acınacak değil, örnek alınacak kadınlardır. Onlar bu ülkeye yalnızca zarafet değil; omurga, yalnızca şefkat değil; ilke, yalnızca kültür değil; karakter de kazandırmıştır.

8 Mart Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle; başta Türkan Saylan, Bahriye Üçok, Safiye Ali, Afet İnan, Mualla Eyüboğlu, Semiha Berksoy, Bedia Muvahhit ve burada adını tek tek sayamadığımız nice Cumhuriyet kadını olmak üzere, bu ülkenin aydınlanmasına emek vermiş bütün kadınları saygı, minnet ve sevgiyle anıyoruz. Bu ülkenin hafızasında, vicdanında ve geleceğinde kadınların emeğinin payı, çoğu zaman görünenden çok daha büyüktür. Ve bugün yaşayan, üreten, düşünen, direnen bütün kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü içtenlikle kutluyoruz.

Sedat ÇİFTÇİOĞLU
Sedat ÇİFTÇİOĞLU

Point Kültür Sanat

Paylaş

Benzer Yazılar

Tümünü Gör →
Eve Dönüş: Caner Güner’in Seramiğinde Malzemenin İkinci Hayatı
Kültür & Sanat

Eve Dönüş: Caner Güner’in Seramiğinde Malzemenin İkinci Hayatı

Selim Çınar: Mavinin İçinden Geçen Form
Kültür & Sanat

Selim Çınar: Mavinin İçinden Geçen Form

Kuş Saraylarından Deniz Kızı Horozbina’ya: Özlem Özer Tuğal’ın İşlev Arayan Seramiği
Kültür & Sanat

Kuş Saraylarından Deniz Kızı Horozbina’ya: Özlem Özer Tuğal’ın İşlev Arayan Seramiği