Point Kültür Sanat
Etkinlikler
Etkinlik TakvimiSergiler
Söyleşi & Atölye
SöyleşilerAtölyelerKitap Buluşmaları
Sahne Sanatları
TiyatroKonserlerKlasik MüzikOperaDansDinletiler / Performanslar
Sinema
SinemaFilm Buluşmaları
Koleksiyon

Eserler

Öne Çıkan EserlerKoleksiyon TuruYeni EklenenlerDijital Koleksiyon (HD / 360° / VR)

Sanatçılar

Tüm SanatçılarBireysel SanatçılarTopluluklar

Sergiler

Tüm SergilerGüncel SergilerYaklaşan SergilerGeçmiş Sergiler
Haberler & Yazılar
Tüm YayınlarMakalelerKültür Sanat Haberleri
Sözlük
Tüm MaddelerKavramlarKişilerOlgular
Hakkımızda
Kurumsal KimlikVizyon & MisyonDeğerlerimizSanatın Beş NoktasıBasındaKültürel Paydaşlarımız
İletişim
İletişim FormuOnline DanışmanlıkKonumWhatsApp Hattı

Etkinlikler

Etkinlik TakvimiSergiler
Söyleşi & Atölye
SöyleşilerAtölyelerKitap Buluşmaları
Sahne Sanatları
TiyatroKonserlerKlasik MüzikOperaDansDinletiler / Performanslar
Sinema
SinemaFilm Buluşmaları

Koleksiyon

Eserler

Öne Çıkan EserlerKoleksiyon TuruYeni EklenenlerDijital Koleksiyon (HD / 360° / VR)

Sanatçılar

Tüm SanatçılarBireysel SanatçılarTopluluklar

Sergiler

Tüm SergilerGüncel SergilerYaklaşan SergilerGeçmiş Sergiler

Haberler & Yazılar

Tüm YayınlarMakalelerKültür Sanat Haberleri

Sözlük

Tüm MaddelerKavramlarKişilerOlgular

Hakkımızda

Kurumsal KimlikVizyon & MisyonDeğerlerimizSanatın Beş NoktasıBasındaKültürel Paydaşlarımız

İletişim

İletişim FormuOnline DanışmanlıkKonumWhatsApp Hattı

Point.

Sanatın ulaşılabilir lüksü.

Keşfet
YayınlarEtkinliklerHakkımızda
Koleksiyon
Sanatçı ArşiviEserlerMakaleler
İletişim
Instagramİletişim FormuKocaeli, Türkiye

© 2025 Point Kültür Sanat. Tüm hakları saklıdır.

DESIGNED FOR ARTS

Makaleler yükleniyor...

Yükleniyor...
  1. Ana Sayfa›
  2. Makaleler›
  3. Kültür & Sanat›
  4. Selim Çınar: Mavinin İçinden Geçen Form
Kültür & Sanat

Selim Çınar: Mavinin İçinden Geçen Form

Sedat ÇİFTÇİOĞLU
Sedat ÇİFTÇİOĞLU
18 Eylül 2026 • 11 Dk Okuma • 45 Okunma
Selim Çınar: Mavinin İçinden Geçen Form
"Desatus’a bakarken bir sanatçının yıllardır taşıdığı sorular da suyun altına iniyor. Resimden seramiğe, Neolitik figürinlerden kuruyan göllere, “İçimdeki Mavi”den Desatus’a uzanan bir sanat yolculuğu

Değirmendere’de Selim Çınar’la, Kocaeli Üniversitesi BAP kapsamında yürütülen “Değirmendere Kıyı Arayüzünde Sanat-Tasarım Tabanlı Modüler Yapay Resifler, Doğal/Hibrid Filtreleyici Enstalasyonlar ve Bilimsel İzleme ile Ekolojik Restorasyon Pilot Projesi” için bir araya geldik. Kısa adıyla Kenar Etkisi, sanatçıları, akademisyenleri ve DESSAT dalgıçlarını aynı çalışma alanında buluşturuyor. İzmit Körfezi’nden çıkarılan dip çamurunun seramik bünyeye dönüştürülmesi, bu malzemeyle yapay resiflerin üretilmesi ve eserlerin daha sonra denizin altına indirilerek izlenmesi projenin ana hatlarından biri.

Selim Çınar da bu proje için Değirmendere’deydi. İlk kez geldiği kıyıda, birkaç gün sonra denizin altına inecek eserinin başında uzun uzun konuştuk. Eserin adı Desatus.

Karşımda büyük, figüratif bir gövde duruyordu. Bir yüz var; insana benziyor ama bütünüyle insan değil. Gövde yer yer kabuklaşıyor, bazı bölümler içeri doğru çekiliyor. Formun üzerinde, sanki bir şey geçsin, saklansın ya da zamanla orayı kendine göre kullansın diye bırakılmış boşluklar var.

Selim Çınar, Değirmendere’de Desatus ile.
Selim Çınar, Değirmendere’de Desatus ile.

Bir galeride görseydim muhtemelen başka türlü bakardım. Çünkü Desatus birkaç gün sonra suyun altına inecek. Orada kalacak. Sanatçının yaptığı biçim, suyun ve zamanın içinde başka bir hayat sürdürecek. Rengi değişebilir, yüzeyine canlılar tutunabilir, bugün dikkatle baktığımız oyuklardan biri bir balığın sığınağına dönüşebilir. Belki de hiçbir şey bizim düşündüğümüz gibi olmayacak.

Selim Çınar’ın işi tam bu belirsizlikte ilginçleşiyor. Eserine verdiği ad da bunu taşıyor:

“Suyun altında dönüşen tanrı Desatus.”

Bu söz yalnız Değirmendere’de yaptığı işi anlatmıyor. Çınar’ın bugüne kadar ürettiği işlere geriye doğru baktığımda, dönüşümün onun sanatında uzun süredir dolaştığını görüyorum. Yüzey açılıyor, figür değişiyor, malzeme kendini dayatıyor, boşluk biçimin bir parçasına dönüşüyor. Mavi de yıllardır aynı yerde durmuyor; bazen yüzeyde, bazen hafızada, bazen bir serinin adında, şimdi ise eserin çevresini bütünüyle saracak gerçek bir suyun içinde.

Resimden gelen göz

1988’de Sakarya’nın Hendek ilçesinde doğan Selim Çınar’ın sanat eğitimi resimle başlıyor. Abant İzzet Baysal Üniversitesi Resim-İş Öğretmenliği Bölümü’nde öğrenciyken, 2007’de seramikle karşılaşması yönünü değiştiriyor. Ama resim geride kalmıyor. Bugün işlerine bakarken bunu hâlâ hissediyorsunuz. Renk kullanımında, yüzeyde açılan katmanlarda, biçimin içinden çıkan başka biçimlerde, bazı bölümlerin sanki boyanmış bir yüzey gibi ele alınmasında resim eğitiminin izleri var. Seramik ona hacim ve ağırlık kazandırmış; resim ise yüzeyle olan bağını canlı tutmuş.

Yüksek lisansını Uşak Üniversitesi’nde seramik alanında yaptı. Tezinde parafinin seramik yüzeylerde kullanımını araştırdı. Daha sonra Anadolu Üniversitesi Seramik Anasanat Dalı’nda sanatta yeterliğini tamamladı; bu kez Neolitik figürinler ve çağdaş seramikte eklektik yorum üzerine çalıştı. 2014’ten beri Selçuk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik Bölümü’nde görev yapıyor. Bugün Doç. Dr. unvanıyla akademik çalışmalarını sürdürürken atölyedeki üretimine de devam ediyor.

Akademi ile sanatçılığın onda birbirinden çok ayrı durmadığını düşünüyorum. Parafin, alternatif seramik malzemeleri, tekstil-seramik birlikteliği, renk, metal ve seramik ilişkisi gibi başlıklar üzerine çalışıyor. Bunlar masa başında kalmıyor; atölyede tekrar karşısına çıkıyor. Malzeme denemesi, araştırma konusu ve sanat işi birbirine değiyor.

Çınar’ın seramikle kurduğu ilişkide merakın teknik tarafı güçlü. Seramik bazen dışarıdan bakıldığında yalnızca “biçim verme” sanatı gibi görünebilir. Oysa işin içinde kimya, ısı, gerilim, küçülme, kuruma, çatlama, taşıma ve fırının fiziksel sınırları var. Sanatçı bir şey düşünüyor, malzeme ona cevap veriyor. Selim Çınar bu cevabı dinleyenlerden.

Röportajda bunu çok açık söyledi:

“Malzemenin de söz hakkı var.”

Yüzeyin altında ne var?

Selim Çınar’ın eserlerinde insan figürü sık sık karşımıza çıkıyor ama o figür, klasik heykeldeki gibi tamamlanmış ve sınırları kesin bir beden değil. Yüzey parçalanıyor. Bir katmanın altından başka bir katman çıkıyor. Bazı bölgeler kabuk gibi davranıyor. Bazı oyuklar içeride başka bir şey saklanıyormuş hissi veriyor. Figür tanıdık başlayıp yabancılaşabiliyor.

Jung’un “persona” kavramına duyduğu ilgi de burada anlamlı hale geliyor. Dışarıya gösterdiğimiz yüz ile içeride taşıdığımız tarafların aynı olmadığı düşüncesi, Çınar’ın seramiklerinde doğrudan bir anlatıya dönüşmüyor; daha çok eserin yüzeyinde çalışıyor.

Bu yüzden onun figürlerine bakarken yüzü tek başına okumak yetmiyor. Bazen dış kabuk daha fazla şey söylüyor, bazen içeride bırakılan boşluk. Çınar’ın seramiğinde beden, kimliği anlatmak için kullanılan kapalı bir biçim değil; içi açılabilen, parçalanabilen, başka bir şeye dönüşebilen bir alan. Bu tavır, eserlerini yalnız biçim bakımından değil, insanın kendini nasıl kurduğu ve sakladığı bakımından da ilginç hale getiriyor.

2024’te açtığı MAMU sergisi bu sanat dilinin önemli duraklarından biri. Sergide tarih öncesi kültürlerden, analitik psikolojiden ve Uzakdoğu düşüncesinden gelen izler vardı. Stoneware, porselen ve kırmızı çamur; parafin dekoru, rölyef, oyuk ve farklı yüzey müdahaleleriyle kullanılmıştı.

Neolitik figürinlerle kurduğu ilişki de burada önemli. Onları yeniden üretmiyor, arkaik biçimi bugüne getirip süslemiyor. Geçmişte yapılmış o küçük bedenlere bakarken insanın temsil edilme biçimini, bedenin neyi anlattığını ve hangi izlerin binlerce yıl sonra bile sürdüğünü düşünüyor.

Bir de mavi var.

“İçimdeki Mavi” başlığı Selim Çınar’ın sanatında uzun süredir dolaşan kişisel bir alanı işaret ediyor. Bunu yalnız sevdiği bir renk olarak okumak gerekiyor. Mavi onun işlerinde hafıza, iç dünya ve yüzeyle birlikte anlam kazanıyor.

2026’da “İçimdeki Mavi”, 77. Devlet Resim ve Heykel Yarışması’nın seramik kategorisinde Başarı Ödülü aldı. Aynı yıl Selçuk Üniversitesi tarafından Temsil Ödülü’ne değer görüldü. Daha önce Uluslararası Macsabal Çanak Yarışması’nda Onur Ödülü ve Altın Testi Seramik Yarışması’nda Gürdal & Gürel Özçalık Ödülü de aldı.

Elbette aldığı ödülleri sıralamak sanatçıyı anlatmaya yetmez. Ama Çınar’ın yıllardır sürdürdüğü çalışma dilinin farklı çevrelerde karşılık bulduğunu göstermeleri bakımından önemliler. Özellikle “İçimdeki Mavi” ile aldığı Devlet Resim ve Heykel Yarışması Başarı Ödülü, sanatçının uzun süredir taşıdığı bir temanın tesadüfi bir dönemsel tercih olmadığını da gösteriyor.

Çınar’ın akademik üretimi de aynı sürekliliğin başka bir yüzü. Parafin kullanımı, alternatif seramik malzemeleri, tekstil ve metalin seramikle ilişkisi üzerine yaptığı çalışmalar, teknik araştırma ile sanat pratiğini birbirinden ayırmadığını gösteriyor. Akademik metinlerindeki soruların bir kısmı daha sonra atölyede malzeme denemesi olarak karşısına çıkıyor; atölyede yaşadığı sorunlar da yeni araştırma başlıklarına dönüşüyor. Bu alışveriş, onun sanatçı-akademisyen kimliğini kuru bir unvan olmaktan çıkarıyor.

Yine de benim ilgimi başka bir şey daha fazla çekiyor. “İçimdeki Mavi” yıllarca eserin üzerindeydi. Desatus’ta mavi artık dışarıda. Sanatçı yaptığı eseri gerçekten mavinin içine bırakıyor.

Büyük form, büyük risk

Selim Çınar son yıllarda büyük ölçekli seramik heykele daha fazla yöneldiğini söylüyor. Seramikte büyük çalışmak başka bir disiplin gerektiriyor. Form büyüdükçe yalnız görünüş değişmiyor. Kilin kendi ağırlığı artıyor, kuruma süresi uzuyor, çatlama ihtimali büyüyor, taşıma ve pişirim zorlaşıyor.

Çınar bunu röportajda açık biçimde anlattı. Büyük ölçekli işlerde biçim kadar ergonomiyi, destek noktalarını, et kalınlığını ve fırının sınırlarını da düşünmek zorunda olduğunu söylüyor. Desatus’un ilk tasarımı yaklaşık 1,40–1,50 metre civarındaydı. Üretim sırasında form değişti. Fırının boyutu bazı kararları yeniden gözden geçirmeyi gerektirdi. Burnun biçimi değişti mesela, bazı çıkıntılar sadeleşti, bazı boşluklar büyüdü.

Bir başka sanatçı bunu “tasarımdan taviz” diye anlatabilirdi. Selim Çınar öyle anlatmıyor. Malzemenin de söz hakkı olduğunu söylüyor. Burada sanatçının geri çekilmesi değil, ne zaman ısrar edeceğini, ne zaman malzemeyi dinleyeceğini bilmesi var.

Kuruyan göl yatağından Değirmendere kıyısına

Selim Çınar’ın ekolojiyle bağı Kenar Etkisi projesiyle başlamadı. Konya Havzası ve Akşehir Gölü çevresindeki kuraklık üzerine geliştirilen Aynı Sofrada projesinde de yer aldı. Kuruyan göl yatağı, sanatçı için yalnız çevresel bir veri değildi. Suyun çekilmesiyle birlikte o çevredeki yaşam, hafıza ve insan ilişkileri de değişiyordu.

Röportajımızda başkalaşım fikrini anlatırken ölümün bile mutlak bir son olmadığını, canlıların ve maddenin başka biçimlere geçerek var oluşlarını devam ettireceklerini düşünüyor. Bu düşünceyi kuruyan bir gölü teselli eden ve kaybı hafifleten bir söylem olarak görmüyorum. Çınar kuruyan göle bakıp teselli aramıyor; su çekildiğinde geride ne kaldığını, hayatın nasıl değiştiğini anlamaya çalışıyor.

Akşehir’de suyun çekilmesine bakmıştı. Değirmendere’de ise suyun içine bırakılacak bir eser yaptı.

Konya’daki çalışmalarında suyun çekilişi ve kuraklık üzerine düşünen Çınar için, Değirmendere’de bu kez denizin kendisi yeni bir çalışma alanı açmış. DESSAT’ın sualtı görüntüleri ve dalgıçların anlattıkları da eserin yönünü etkilemiş. Röportaj boyunca bunun onda yalnızca görsel bir heyecan yaratmadığı da anlaşılıyor. Deniz, onun için yeni bir çalışma alanı olduğu kadar yeni bir bilgi alanıda olmuş. Hangi canlı nerede yaşar, hangi açıklık işe yarar, yüzeyin dokusu suyun altında nasıl davranır? Bunları sanatçının tek başına bilemeyeceğini kabul ediyor ve dalgıçların deneyimine kulak veriyor. İlk düşüncesi “İçimdeki Mavi”ye daha yakındı; fakat bu karşılaşmadan sonra eser başka bir yöne gitmiş.

DESSAT adıyla mitolojik bir varlık fikrini birleştirince Desatus böyle ortaya çıkmış.

Bu ayrıntıyı seviyorum. Çünkü sanatçı proje alanına hazır bir eser fikriyle gelip onu aynen uygulamamış. Bulunduğu yerin bilgisi eserin içine girmiş.

Boşluk, ilk kez bir canlı için bırakılıyor

Selim Çınar’ın sanatında boşluk eskiden beri var. Onun kullandığı ifade “dolu boşluk.” Bir açıklığın yokluk olmadığını düşünüyor. Formun içinde kalan boşluk da en az çevresindeki kütle kadar etkili olabilir.

Desatus’ta bu düşüncenin şartları değişiyor. Eserdeki boşluklardan biri gerçekten kullanılabilir. Bir balık geçebilir. Küçük bir canlı saklanabilir. Bir organizma yüzeye tutunabilir. Dalgıçlarla yapılan görüşmelerden sonra bazı açıklıkların ölçüsü ve biçimi yeniden düşünülmüş. Sanatçının estetik kararı, sualtı yaşamına dair bilgiyle karşılaşmış.

Bence Desatus’un en ilginç taraflarından biri bu. Selim Çınar’ın yıllardır kullandığı bir biçim öğesi, ilk kez gerçek bir yaşam ihtimali taşıyor. Yıllarca heykelin içindeki boşluğu plastik bir sorun olarak düşünmüş bir sanatçı için, o boşluğun şimdi bir canlı tarafından gerçekten kullanılma ihtimali az rastlanır bir deneyim.

Ama sonucu bilmiyoruz. Belki canlılar sanatçının düşündüğü açıklıkları hiç seçmeyecek. O da bunu kabul ediyor.

Desatus için kullandığı bir başka ifade de bu yüzden önemli:

“Bu artık yalnız bir sanat eseri değil; aynı zamanda bir araştırma nesnesi, bir araştırma alanı.”

Proje hakkındaki görüşlerini anlatırken en çok bu taraf üzerinde duruyor. Eserin bir galeride bitmiş bir nesne gibi kalmayacak olması onu heyecanlandırıyor. Denizin altında başka canlılar tarafından değiştirilmesi, kendi kontrolünden çıkması, Çınar için eserin değerini azaltmıyor. Aksine, yıllardır üzerinde düşündüğü metamorfoz fikrini gerçek bir zamana yayıyor.

Dip çamurunun hikâyesi

Desatus’un ana malzemesi İzmit Körfezi’nden çıkarılan dip çamurundan geliştirilen seramik bünyesi. Bu malzemeyi Doç. Dr. Nermin Demirkol hazırladı. Çınar ayrıca Menemen kırmızı çamurundan da yararlandı.

Denizden çıkan bir malzemenin sanatçının elinde işlenip fırından geçtikten sonra yeniden denize dönmesi, Selim Çınar’ın başkalaşım fikriyle neredeyse kendiliğinden buluşuyor.

Çınar yüzeyin büyük bölümünü sırsız bıraktı. Gözenekli yüzeyin canlıların tutunması açısından daha elverişli olabileceğini düşünüyor. Bunun doğru çıkıp çıkmayacağını bilimsel izleme gösterecek.

Bu ayrım önemli. Sanatçı kendi niyetini bilimsel sonuç gibi sunmuyor. Bir ihtimal kuruyor ve sonucunu bekliyor. Bu ölçülülük, projenin sanat-bilim ilişkisinde önemli. Sanatçı formu öneriyor; bilimsel izleme o formun denizde ne yaptığını kaydedecek. Bir yıl sonra ortaya çıkacak sonuç, eserin düşünsel hikâyesinden bağımsız değil ama onun yerine de geçmeyecek.

Bir heykeli korumak yerine değişmesini beklemek

Müzede bir eseri korursunuz. Işığı azaltırsınız, nemini kontrol edersiniz, yüzeyine dokunulmasını istemezsiniz. Restorasyonun amacı çoğu zaman sanatçının bıraktığı hali korumaktır.

Desatus için beklenen bunun tersi.

Yüzeyine canlı tutunursa iyi. Rengi kapanırsa mesele değil. Bir oyuk yuva olursa eser başka bir işlev kazanmış olacak. Sanatçı, kendi yaptığı yüzün zamanla başka bir yüz haline gelmesini kabul ediyor. Hatta bunu görmek istiyor.

Bir yıl sonra Desatus’ta ne görmek istediğini sorduğumda canlıların yerleşmesini, yuvalanmasını ve mümkünse üremesini görmek istediğini söylüyor. Yüzeyde tutunmalar, oyuklarda hareket, eserin çevresinde artan bir canlılık görmeyi arzu ediyor. Onun için projenin asıl karşılığı, eserin çevresinde gerçek bir yaşamın başlaması. Eserin ilk günkü görüntüsünü kaybetmesi onu rahatsız etmiyor; tam tersine, bu değişimin işin devamı olduğunu düşünüyor.

Bu noktada insan merkezli sanat düşüncesinden de uzaklaşıyor. Eserin karşısında insan izleyici olmayabilir. Ama başka bir canlı o formu kendi ihtiyacı için kullanabilir. Çınar’ın hoşuna giden şeylerden biri de bu.

Dalış konusuna gelince çok sahici bir şey söyledi:

“Yüz adım varsa elli adıma düştü.”

Henüz dalgıç değil. Ama bu proje, suyun altına olan mesafesini azaltmış. Bir gün kendi eserini suyun altında doğrudan görme ihtimali bile onu heyecanlandırıyor.

“Körfez’de bana ait bir ev var”

Röportajın sonlarına doğru konuşma biraz kişisel bir yere geldi. Desatus Değirmendere’de kalacak. Selim Çınar Konya’ya dönecek.

Bunu sorduğumda şöyle dedi:

“Belki hiçbir yerde bir evim olmadı ama şu an Körfez’de bana ait bir ev var.”

Böyle söylemesi beni etkiledi.

Çünkü Desatus’la kurduğu bağı bütün teknik ayrıntılardan daha iyi anlatıyor.

Bir sanatçı bir yere eser bırakıyor. Sonra gidiyor. Eser orada kalıyor. Ama bu kez yalnız kalması istenmiyor. Canlılar gelsin, içine girsin, yüzeyine tutunsun, eserin görünüşünü değiştirsin isteniyor.

Bir sanatçının kendi eserine karşı kurabileceği en ilginç ilişkilerden biri herhalde bu olabilir.

Sonunda ne kaldı?

Selim Çınar’la konuşmayı bitirdiğimizde bende kalan ilk duygu, Desatus’un “tamamlanmış” bir eser olmadığıydı. Sanatçı kendi bölümünü yapmıştı. Formu kurmuş, malzemeyle mücadele etmiş, boşlukları yeniden düşünmüş, kıyıda öğrendiklerini esere taşımıştı. Bundan sonrası artık onun elinde değildi.

O da tam olarak bunu merak ediyor.

Bir yıl sonra yüzeyde ne olacak? Canlılar gerçekten yerleşecek mi? Eserin açtığı boşluklar işe yarayacak mı? Suyun altında kendi yaptığı formu tanıyacak mı?

Röportaj boyunca en çok hissettiğim şey, bu soruların onu rahatsız etmemesi oldu. Tersine, sonucu bilmemek onu heyecanlandırıyor. Belki de yıllardır malzemeyle kurduğu ilişkinin doğal sonucu bu. Fırına giren bir seramikte de her şeyi yüzde yüz kontrol edemezsiniz. Desatus’ta bu belirsizlik daha büyük; bu kez devreye fırından sonra deniz giriyor.

Sanatın ekolojik meselelerle ilişki kurması konusunda da ölçülü konuşuyor. Sanatın tek başına çözüm ürettiğini iddia etmiyor; ama insanların denizle, başka canlılarla ve kendi davranışlarıyla yeniden ilişki kurmasına yardım edebileceğini düşünüyor. Değirmendere deneyiminin kendisinde de böyle bir etki bıraktığı açık. Daha önce yüz adım uzakta duran dalış düşüncesi şimdi elli adım.

Selim Çınar’ın bugünkü işlerine baktığımda bazı izlerin yıllardır geri döndüğünü görüyorum. Figür, mavi, katman, kabuk, oyuk, boşluk ve malzemenin direnci. Son yıllarda buna su, kuraklık ve başka canlıların yaşamı eklenmiş durumda.

Desatus bu geçmişin özeti değil.

Daha çok yeni bir deneme.

Yarın suyun altına inecek. Selim Çınar’ın yaptığı bölüm bitecek.

Eser ise bitmeyecek.

Bir yıl sonra yeniden baktığımızda, belki sanatçının yaptığı formdan çok denizin ona ne yaptığı üzerine konuşacağız.

İÇİNDEKİLER

Sedat ÇİFTÇİOĞLU
Sedat ÇİFTÇİOĞLU

Point Kültür Sanat

Paylaş

Benzer Yazılar

Tümünü Gör →
Eve Dönüş: Caner Güner’in Seramiğinde Malzemenin İkinci Hayatı
Kültür & Sanat

Eve Dönüş: Caner Güner’in Seramiğinde Malzemenin İkinci Hayatı

Kuş Saraylarından Deniz Kızı Horozbina’ya: Özlem Özer Tuğal’ın İşlev Arayan Seramiği
Kültür & Sanat

Kuş Saraylarından Deniz Kızı Horozbina’ya: Özlem Özer Tuğal’ın İşlev Arayan Seramiği

Neden Alkışlıyoruz?
Kültür & Sanat

Neden Alkışlıyoruz?