Point Kültür Sanat
Etkinlikler
Etkinlik TakvimiSergiler
Söyleşi & Atölye
SöyleşilerAtölyelerKitap Buluşmaları
Sahne Sanatları
TiyatroKonserlerKlasik MüzikOperaDansDinletiler / Performanslar
Sinema
SinemaFilm Buluşmaları
Koleksiyon

Eserler

Öne Çıkan EserlerKoleksiyon TuruYeni EklenenlerDijital Koleksiyon (HD / 360° / VR)

Sanatçılar

Tüm SanatçılarBireysel SanatçılarTopluluklar

Sergiler

Tüm SergilerGüncel SergilerYaklaşan SergilerGeçmiş Sergiler
Haberler & Yazılar
Tüm YayınlarMakalelerKültür Sanat Haberleri
Sözlük
Tüm MaddelerKavramlarKişilerOlgular
Hakkımızda
Kurumsal KimlikVizyon & MisyonDeğerlerimizSanatın Beş NoktasıBasındaKültürel Paydaşlarımız
İletişim
İletişim FormuOnline DanışmanlıkKonumWhatsApp Hattı

Etkinlikler

Etkinlik TakvimiSergiler
Söyleşi & Atölye
SöyleşilerAtölyelerKitap Buluşmaları
Sahne Sanatları
TiyatroKonserlerKlasik MüzikOperaDansDinletiler / Performanslar
Sinema
SinemaFilm Buluşmaları

Koleksiyon

Eserler

Öne Çıkan EserlerKoleksiyon TuruYeni EklenenlerDijital Koleksiyon (HD / 360° / VR)

Sanatçılar

Tüm SanatçılarBireysel SanatçılarTopluluklar

Sergiler

Tüm SergilerGüncel SergilerYaklaşan SergilerGeçmiş Sergiler

Haberler & Yazılar

Tüm YayınlarMakalelerKültür Sanat Haberleri

Sözlük

Tüm MaddelerKavramlarKişilerOlgular

Hakkımızda

Kurumsal KimlikVizyon & MisyonDeğerlerimizSanatın Beş NoktasıBasındaKültürel Paydaşlarımız

İletişim

İletişim FormuOnline DanışmanlıkKonumWhatsApp Hattı

Point.

Sanatın ulaşılabilir lüksü.

Keşfet
YayınlarEtkinliklerHakkımızda
Koleksiyon
Sanatçı ArşiviEserlerMakaleler
İletişim
Instagramİletişim FormuKocaeli, Türkiye

© 2025 Point Kültür Sanat. Tüm hakları saklıdır.

DESIGNED FOR ARTS

Makaleler yükleniyor...

Yükleniyor...
  1. Ana Sayfa›
  2. Makaleler›
  3. Kültür & Sanat›
  4. Kuş Saraylarından Deniz Kızı Horozbina’ya: Özlem Özer Tuğal’ın İşlev Arayan Seramiği
Kültür & Sanat

Kuş Saraylarından Deniz Kızı Horozbina’ya: Özlem Özer Tuğal’ın İşlev Arayan Seramiği

Sedat ÇİFTÇİOĞLU
Sedat ÇİFTÇİOĞLU
17 Eylül 2026 • 11 Dk Okuma • 89 Okunma
Kuş Saraylarından Deniz Kızı Horozbina’ya: Özlem Özer Tuğal’ın İşlev Arayan Seramiği
"Değirmendere’de “Kenar Etkisi” projesi için dip çamurundan bir yapay resif üreten Özlem Özer Tuğal’ın sanatında estetik, işlev, kamusal alan ve canlı yaşamı uzun yıllardır aynı soruda buluşuyor: Bir eser, güzel olmanın ötesinde hayata ne katabilir?

Dün Değirmendere’de, Kenar Etkisi etkinlik alanında sanatçılarla görüştüm. Akşam da Değirmendere Amfi’de ekoloji, performans ve seramik tarihi üzerine üç ayrı söyleşiyi dinledim. Gün boyunca gördüğüm eserler arasında Öğr. Gör. Özlem Özer Tuğal’ın “Deniz Kızı Horozbina”sı, sanatçının geçmişini öğrendikçe başka türlü okunmaya başlayan işlerden biriydi.

İlk bakışta büyük ölçekli bir seramik form. Birkaç gün sonra denizin altına indirilecek ve yapay resif olarak izlenecek. Fakat Tuğal’ın sanat yaşamına geriye doğru baktığınızda, bu eserin Değirmendere’de ansızın ortaya çıkmadığını görüyorsunuz. Yıllar önce kuşların barınabileceği seramik evler tasarlarken biyologlara hangi türün ne büyüklükte bir açıklığa ihtiyaç duyduğunu soran sanatçı, bugün dalgıçlara horozbinanın nasıl yaşadığını soruyor.

Yer değişmiş. Canlı değişmiş. Sanatçının temel sorusu değişmemiş.

Denizden alınan çamurun denize dönüşü

Kocaeli Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri kapsamında yürütülen çalışmanın tam adı “Değirmendere Kıyı Arayüzünde Sanat-Tasarım Tabanlı Modüler Yapay Resifler, Doğal/Hibrid Filtreleyici Enstalasyonlar ve Bilimsel İzleme ile Ekolojik Restorasyon Pilot Projesi.” Proje, Marmara Denizi ve Sürdürülebilir Yaşam Araştırma Projeleri Destek Programı içinde yürütülüyor.

7–20 Eylül tarihleri arasında Değirmendere’de gerçekleştirilen Kıyı Arayüzünde Ekolojik Restorasyon Çalıştayı, sanatçıları, akademisyenleri, öğrencileri ve dalgıçları aynı alanda buluşturuyor. İzmit Körfezi’nde yürütülen dip çamuru temizliği sırasında denizden çıkarılan malzemenin bir bölümü seramik bünyeye dönüştürülüyor; sanatçıların yaptığı büyük ölçekli formlar daha sonra deniz tabanına yerleştirilecek ve bilimsel olarak izlenecek.

Projenin yürütücüsü Dr. Öğr. Üyesi Fatoş Su Özkarataş. Dip çamurunun sanatçıların biçimlendirebileceği seramik malzemeye dönüştürülmesinde ise Doç. Dr. Nermin Demirkol’un uzun süredir yürüttüğü malzeme araştırmaları belirleyici. Sualtı uygulaması ve saha bilgisi DESSAT – Değirmendere Sualtı Topluluğu Spor Kulübü ile birlikte yürütülüyor. Murat Kulakaç ve Mehmet Gürlük başta olmak üzere dalgıçların yıllara dayanan gözlemleri, sanatçıların eserlerini tasarlarken başvurdukları bilgiler arasında.

Bu ayrıntı önemli. Çünkü yapay resif yapmakla denize herhangi bir heykel bırakmak aynı şey değil. Bir formun suyun altında nereye yerleştirileceği, hangi canlıların hangi boşlukları kullanabileceği, yüzeyin nasıl davranacağı, malzemenin zaman içindeki değişimi ve çevredeki ekolojik hareketlilik ayrı ayrı izlenmek zorunda.

Özlem Özer Tuğal da işe tam burada, kendi sanat geçmişinin güçlü bir tarafıyla giriyor: işlev.

Bir sanatçının erken sorusu: Eser ne işe yarar?

Özlem Özer Tuğal 1973’te Eskişehir’de doğdu. Babasının görevi nedeniyle çocukluğu farklı kentlerle temas ederek geçti; küçük yaşlardan itibaren İstanbul’da büyüdü. Lise yıllarında resim eğitimi aldı, ardından Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik ve Cam alanında eğitimini sürdürdü. 1997’de Prof. Güngör Güner danışmanlığında tamamladığı yüksek lisans tezinin adı, sonraki sanat yaşamının yönünü neredeyse baştan haber veriyordu:

“Günümüzde Özgün İşlevsel Seramik Sanat Objeleri.”

Bu başlık rastlantı değil.

Tuğal daha öğrencilik ve genç sanatçılık döneminden itibaren seramiği yalnız vitrin, kaide ya da duvar üzerinde var olan bir sanat nesnesi olarak düşünmedi. İç ve dış mekân uygulamaları, çeşmeler, aydınlatma elemanları, oturma düzenleri, kent seramikleri ve mimariyle ilişkili büyük ölçekli işler üretti. Seramiğin hem plastik değerini hem gündelik yaşama katılabilme imkânını araştırdı.

Bu yönelimde hocası Prof. Güngör Güner’in etkisini özellikle anıyor. Sanatın heykelsi niteliğini korurken kullanılabilir, kamusal yaşamla temas eden bir nesneye dönüşebileceğini erken dönemde görmüş olması, Tuğal’ın sonraki üretiminde kalıcı bir iz bırakmış.

1998’den bu yana İstanbul Üniversitesi, bugün İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu El Sanatları Bölümü Seramik ve Cam Tasarımı Programı bünyesinde öğretim görevlisi olarak çalışıyor. Akademisyenliği, atölye üretimi ve proje yürütücülüğü yıllar içinde birbirine karışmış durumda.

Onun özgeçmişini uzun bir sergi listesi halinde sıralamak mümkün. Fakat sanatçı kimliğini anlamak için daha anlamlı olan, birbirinden farklı görünen işlerin altında tekrar eden çizgiyi görmek.

Kentin içinde yaşayan seramikler

Özlem Özer Tuğal’ın üretiminde kamusal alan önemli bir yer tutuyor. Seramik ve camı mimariyle buluşturan çalışmalarında eserin günlük hayatın içine karışmasını önemsiyor.

İstanbul’daki çeşitli park, koru, üniversite yerleşkesi ve kamusal mekânlarda kalıcı çalışmalar gerçekleştirdi. Yamanevler Metro İstasyonu’ndaki 10 x 3 metrelik “Selçuklu Zamanı” yüksek rölyefli seramik ve cam panosu, onun büyük ölçekli kent seramiklerine iyi bir örnek. Marmaray Yenikapı İstasyonu için yaptığı seramik pano ve kuş evleri, İstanbul Üniversitesi yerleşkelerindeki uygulamalar, Emirgan Korusu’ndaki lale heykelleri ve “Kuruyan Ağaçları Canlandırma” çalışmaları da sanatın yaşanan mekâna karıştığı bu çizginin parçaları.

Tuğal’ın sanat yolculuğu ödüllerle de karşılık buldu. 1996’da Türk Seramik Derneği’nin “Çanak” konulu yarışmasında birincilik, aynı yıl İzmir Rotary Seramik Yarışması’nda özel ödül, 1998’de İsmail Yiğit Özel Ödülü aldı. 2003’te ise 64. Devlet Resim, Heykel ve Seramik Yarışması’nda Devlet Başarı Ödülü’ne değer görüldü.

Bunların yanında uluslararası atölye ve sergilere katıldı, disiplinlerarası projeler yönetti. 2016–2018 arasında İstanbul Üniversitesi ile Bükreş Ulusal Sanat Üniversitesi arasında yürütülen uluslararası proje çalışmalarında koordinatörlük yaptı. Hatay’ın tıbbi, aromatik ve endemik bitkilerini sanat yoluyla ele alan uluslararası projesi ise onun sanatçı yaklaşımındaki başka bir özelliği gösterdi: Bir konuyu bilmediğinde, o alanın uzmanına gitmek.

Biyologlarla çalıştı, bitkilerin doğru biçimsel özelliklerini öğrendi; sanatçı, akademisyen ve öğrencileri ortak üretimde bir araya getirdi.

Değirmendere’de horozbinaya uzanan yolun önemli bir bölümü aslında burada başlıyor.

Kuşlara ev yapan sanatçı

Özlem Özer Tuğal’ın çalışmalarında beni en çok ilgilendiren başlıklardan biri kuş evleri.

Osmanlı mimarisindeki kuş evlerini araştırdı; onları geçmişten kalan hoş mimari ayrıntılar olarak görmekle yetinmedi. Bu kültürel mirası bugünün kent yaşamına taşıyabilecek yeni seramik yapılar üretmeye başladı.

Fakat önce kuşları sordu.

Hangi tür hangi büyüklükte açıklıktan girer? Yuvanın hacmi nasıl olmalı? Nerede korunabilir? Bir yapı gerçekten kuş tarafından kullanılacaksa sanatçının estetik kararının yanında neyi bilmesi gerekir?

Bu sorular için biyologlarla çalıştı. Ardından seramik kuş sarayları, su kapları ve sebiller üretti. İstanbul Üniversitesi yerleşkelerine, park ve korulara yerleştirilen bu yapıların kuşlar tarafından kullanılmasını görmek, sanatçı açısından işin önemli kısmıydı.

Bu projeler kültürel miras, tasarım ve hayvan yaşamını aynı yerde buluşturuyordu.

Yıllar sonra Değirmendere’de karşılaştığım Deniz Kızı Horozbina, bu nedenle bana yeni bir başlangıçtan çok uzun bir yolculuğun devamı gibi göründü.

Kuş evi denizin altına inmişti.

Horozbinayı tanıdı, sonra onun için tasarladı

Özlem Özer Tuğal, Kenar Etkisi projesine Doç. Dr. Nermin Demirkol’un davetiyle katılmış.

Röportajımızda o dönemde ailevi kayıplar ve sorumluluklar nedeniyle yorulduğunu, yeni çalışmalara mesafeli durduğu bir süreçten geçtiğini anlattı. Buna rağmen projenin içeriğini duyduğunda tereddüt etmediğini söylüyor. Deniz ekosistemine fayda sağlamayı amaçlayan, seramiği doğrudan canlı yaşamıyla ilişkilendiren çalışma, yıllardır üzerinde durduğu sanat anlayışıyla örtüşüyordu.

Dip çamurundan hazırlanan seramik bünyeyi ilk gördüğünde Nermin Demirkol’un çalışmasına özellikle dikkat etmiş. Çünkü denizden çıkarılan malzemenin doğrudan şekillendirilmesi mümkün değil. Analiz edilmesi, reçetesinin geliştirilmesi ve sanatçının çalışabileceği bir seramik bünyeye dönüştürülmesi gerekiyor.

Tuğal bunu denizden alınan bir malzemenin, insan eli ve bilimsel bilgi aracılığıyla yeniden aynı ekosisteme sunulması olarak okuyor.

Fakat biçimi kendi başına tasarlayıp bırakmamış.

Değirmendere’ye geldiğinde DESSAT dalgıçlarıyla konuşmuş. Bölgede hangi balıkların yaşadığını, hangi canlıların nasıl saklandığını sormuş.

Horozbina adı o konuşmalarda karşısına çıkmış.

Daha önce yakından tanımadığı bu balığı araştırmaya başlamış. Videolar izlemiş, görüntülerini incelemiş. Sonra horozbina yalnız araştırdığı bir canlı olarak kalmamış; eserin düşüncesine girmiş.

Röportaj sırasında gülerek söylediği bir söz, bu yakınlığı iyi anlatıyordu:

“Ben horozbina evi yaptım.”

Eserinin adını da “Deniz Kızı Horozbina” koymuş.

Deniz altında bir mimari

Yaklaşık bir buçuk metre ölçeğindeki eserde açıklıkların büyüklüğü, iç hacimler ve yüzey dokusu yalnız görsel kararlarla belirlenmemiş.

Tuğal’ın ilk tasarımında bazı yüzeyler daha düzmüş. Dalgıçlarla yapılan görüşmeler sırasında yüzey dokusunun canlıların tutunması açısından önemli olabileceği konuşulunca, kil henüz müdahaleye açıkken yüzeyi değiştirmiş.

Küçük balıkların girebileceği açıklıklarla daha büyük canlılardan korunabilecekleri alanlar düşünmüş.

Burada elbette bir sınır var. Sanatçı horozbina için bir yaşam alanı tasarlayabilir; fakat balığın gerçekten o eseri seçip seçmeyeceğini bugünden söyleyemez. Zaten proje bu yüzden bilimsel olarak izlenecek.

Tuğal’ın tavrını değerli kılan da bu. Sanatçı doğa adına hüküm vermiyor. Öğreniyor, tasarlıyor, sonra sonucu bekliyor.

Kuş evlerinde yaptığı şeyin denizaltındaki karşılığı biraz da bu.

Bir sanatçının “ben böyle istedim” demesiyle başlayan eser, başka bir canlının “ben burayı kullanıyorum” demesiyle tamamlanabilir mi?

Deniz Kızı Horozbina’nın önümüzdeki aylarda vereceği asıl cevap bu olacak.

Eser sanatçının elinden çıktıktan sonra

Röportajımızda, eserin suya indikten sonra canlılar tarafından kaplanmasının, değişmesinin ve giderek ilk halinden uzaklaşmasının onu rahatsız edip etmeyeceğini sordum.

Cevabı sanatçı kişiliği hakkında çok şey söylüyor.

Tuğal, eserin sanatçının elinden çıktıktan sonra kendi hayatına başladığını düşünüyor. Galeride izleyici onu başka türlü yorumlar; kamusal alanda çevresi değiştirir. Denizin altında ise bu kez su, akıntı ve canlılar esere müdahale edecek.

“Deniz Kızı Horozbina”, İzmit Körfezi’nin sularına inmeden önce, sanatçısı Özlem Özer Tuğal’ın elinden çıktığı son hâliyle.
“Deniz Kızı Horozbina”, İzmit Körfezi’nin sularına inmeden önce, sanatçısı Özlem Özer Tuğal’ın elinden çıktığı son hâliyle.

Bu değişimi kayıp olarak görmüyor. Tersine, merak ediyor.

Bir yıl sonra eseri görebilse en çok neyi görmek istediğini sorduğumda cevabı çok açıktı:

“Canlıların benim onlara yönelik yaptığım bu çalışmada yeniden hayat bulduğunu görmek beni mutlu edecek.”

Burada sanatçının yıllardır taşıdığı işlev fikri de son noktasına ulaşıyor.

Bir sandalye kullanılabilir. Bir sebil su verir. Bir kuş evi yuva olur.

Peki bir sanat eseri denizin altında yaşam alanına dönüşebilir mi?

Gündüz horozbina, akşam Füreya Koral

Özlem Özer Tuğal’ı Değirmendere’de ilginç kılan bir başka ayrıntı da aynı günün akşamında ortaya çıktı.

Gündüz dip çamurundan yaptığı yapay resifi ve horozbinayı konuştuğumuz sanatçı, akşam Değirmendere Amfi’de “Cumhuriyet’in Seramik Dili – Çağdaş Türk Sanatının Öncüsü Füreya Koral” başlıklı söyleşisini yaptı.

Özlem Özer Tuğal, Füreya Koral söyleşisinde.
Özlem Özer Tuğal, Füreya Koral söyleşisinde.

Bu iki görüntüyü yan yana koyunca Tuğal’ın sanatçı-akademisyen kimliği daha iyi anlaşılıyor.

Bir tarafta Türkiye çağdaş seramiğinin öncü isimlerinden Füreya Koral’ın açtığı yolu anlatan bir eğitimci var. Diğer tarafta aynı malzemeyi güncel bir ekolojik sorunun içine taşıyan bir sanatçı.

Füreya Koral’ın seramiği mimariyle, kamusal alanla ve çağdaş sanat düşüncesiyle kurduğu ilişki, Türkiye’de sonraki kuşaklar için önemli bir zemin oluşturdu. Özlem Özer Tuğal’ın kent seramikleri, kamusal uygulamaları ve işlev arayışı da farklı bir kuşakta bu geniş mirasla konuşuyor.

Bu nedenle onun Füreya’yı anlatması, program içindeki rastgele bir söyleşi başlığı gibi görünmedi bana. Kendi sanatının geçmişle kurduğu ilişkinin de işaretiydi.

Sanat tarihi burada müzede bırakılmış bir geçmiş değil; bugünkü üretimin arkasında duran hafıza.

“Yalnız değiliz”

Kenar Etkisi projesinin kendisine ne kattığını sorduğumda Özlem Özer Tuğal önce eserinden söz etmedi.

İnsanlardan söz etti.

Aynı yöne bakan, bilgisini ve zamanını faydalı bir iş için harcamaya çalışan başka sanatçılar, akademisyenler, dalgıçlar ve araştırmacılarla karşılaşmaktan duyduğu memnuniyeti anlattı.

Sonra çok sade bir cümle kurdu:

“Yalnız değiliz.”

Sanırım sanatçı kişiliğini anlatırken bu cümleyi de not etmek gerekiyor.

Çünkü Özlem Özer Tuğal’ın üretiminde tek başına atölyesine kapanmış sanatçı imgesi pek yok. Biyologla konuşuyor, mimariyle ilişki kuruyor, öğrenciyle üretiyor, farklı disiplinleri projeye çağırıyor, kamusal alana çıkıyor.

Sanatını paylaşmakla kalmıyor; bilgiye de başkalarıyla birlikte ulaşıyor.

Bu tavır bugün özellikle kıymetli. Ekolojik meseleler, kent sorunları ve başka canlıların yaşamı, sanatçının sezgisinin tek başına çözeceği konular değil. Sanatın özgürlüğünü korurken bilgiyi ciddiye almak gerekiyor.

Tuğal’ın Değirmendere’de yaptığı da bu.

Önce sormuş.

Sonra biçim vermiş.

Güzel olanın bir işe yaraması şart mı?

Özlem Özer Tuğal’ın sanatını izlerken akla böyle bir soru geliyor.

Sanat eserinin işe yaraması şart mı?

Elbette değil.

Sanatın kendisini gündelik faydaya kanıtlama zorunluluğu yok. Bir şiirin, bir resmin, bir heykelin değerini yalnız “ne işe yarıyor?” sorusuyla ölçmek sanatı daraltır.

Fakat bazı sanatçılar kendi yollarını başka türlü seçebilir.

Özlem Özer Tuğal’ın tercihi, estetik deneyimle işlev arasında gereksiz bir duvar kurmamak olmuş. Kimi zaman bir kent duvarına yerleşen büyük seramik pano, kimi zaman kuşun sığınacağı bir yuva, kimi zaman suyla ilişki kuran bir heykel, şimdi de denizin altında yaşam ihtimaline bırakılan bir yapay resif.

Bu işlerde ortak olan, sanatın hayata temas ettiği yeri araması.

Onu onore eden asıl şey bence ödüllerinin sayısı ya da özgeçmişinin uzunluğu değil. Bunlar önemli ve hakkıyla kayda geçirilmeli. Fakat sanatçı kişiliğinin ağırlığı, yıllar içinde birbirinden kopuk görünmeyen bir düşünceyi sürdürebilmesinde.

İşlev. Kamusal alan. Kültürel hafıza. Başka canlıların yaşamı. Ortak üretim.

Değirmendere’deki Deniz Kızı Horozbina, bu uzun çizginin bugünkü durağı.

Bir yıl sonra yeniden bakmak

Röportajın sonlarına doğru, yıllar sonra bu projeyi nasıl hatırlayacağını sordum.

Şöyle cevap verdi:

“İyi ki böylesi faydalı bir proje için bir araya gelmişiz.”

Bu cümlenin gerçek karşılığını anlamak için biraz beklemek gerekecek.

Deniz Kızı Horozbina suya indirilecek. İlk günkü rengi değişecek. Yüzeyine canlılar tutunabilir. İçindeki açıklıklardan balıklar geçebilir. Horozbina gerçekten orayı seçebilir ya da başka bir canlı sanatçının planını kendince değiştirebilir.

Belki beklenen sonuç alınacak, belki bazı varsayımlar boşa çıkacak.

Bilim bunu kaydedecek.

Sanatçı ise eserinin kendi kontrolünden çıkmasını izleyecek.

Point Kültür Sanat’ın sanatçıyı görünür kılma anlayışı açısından Özlem Özer Tuğal’ın hikâyesinde benim için önemli olan tam burada duruyor.

Bir sanatçıyı yalnız son eseriyle tanıdığımızda gördüğümüz şey eksik kalıyor. Deniz Kızı Horozbina’nın arkasında Marmara Üniversitesi’nde başlayan bir seramik eğitimi, Prof. Güngör Güner’le gelişen işlev düşüncesi, yıllarca süren akademisyenlik, kent seramikleri, büyük ölçekli kamusal işler, ödüller, öğrenciler, kuş sarayları, biyologlarla yapılan çalışmalar ve farklı disiplinlerle kurulmuş uzun bir ilişki var.

Şimdi o birikim Değirmendere kıyısında, dip çamurundan yapılmış bir seramik formun içinde denize inmeyi bekliyor.

Bir dönem kuşlara ev yapan sanatçı, bu kez horozbinaya yer açıyor.

Sanat yolculuğunda bazen yıllar sonra dönüp baktığınızda birbirinden uzak sandığınız işler aynı çizgi üzerinde buluşur.

Özlem Özer Tuğal’ın çizgisi de burada oldukça açık görünüyor:

Sanat, hayata biraz daha dikkatli bakmanın ve mümkünse ona bir şey katmanın yolu.

İÇİNDEKİLER

Sedat ÇİFTÇİOĞLU
Sedat ÇİFTÇİOĞLU

Point Kültür Sanat

Paylaş

Benzer Yazılar

Tümünü Gör →
Eve Dönüş: Caner Güner’in Seramiğinde Malzemenin İkinci Hayatı
Kültür & Sanat

Eve Dönüş: Caner Güner’in Seramiğinde Malzemenin İkinci Hayatı

Selim Çınar: Mavinin İçinden Geçen Form
Kültür & Sanat

Selim Çınar: Mavinin İçinden Geçen Form

Neden Alkışlıyoruz?
Kültür & Sanat

Neden Alkışlıyoruz?