Celalettin Uzmen (1901–1988), Türk resim sanatının özellikle peyzaj ve suluboya alanında kendine özgü bir konuma sahip, kendi kendini yetiştirmiş ustalarından biridir. 20. yüzyılın Türkiye’sinde akademik sanat eğitimine erişim sınırlı olduğunda, Uzmen gibi autodidakt sanatçılar kendi yollarını çizerek izlenimci geleneğin ulusal bağlamda sürdürülmesine önemli katkılarda bulunmuşlardır.
1901’de Midilli’de doğan Uzmen, resme yönelme sürecini resmi bir okuldan ziyade kendi keşfi üzerine kurmuştur. 1930’ların başında yeteneğini fark ederek suluboya ve yağlıboya ile üretime başlayan sanatçı, teknik açıdan Zeki Faik İzer’den kısa süreli dersler almış, bu eğitimi pratikte ustalıkla pekiştirmiştir. Böylece geleneksel izlenimci yaklaşımları kendi doğasında sentezleyen bir üslup geliştirmiştir. Bu yaklaşım, onun çalışmasında akademik “formun” baskınlığından çok doğanın anlık izlenimine ve ışığın kırılmasına odaklanmasına yol açmıştır.
Uzmen’in üretim disiplini suluboya ve yağlıboya teknikleri etrafında şekillenmiştir. Suluboya, doğanın atmosferini ve ışığını duyarlı bir şekilde yansıtmak için ideal bir araç olmuş; hafif dokular ve şeffaf renk geçişleri onun peyzaj yorumlarının karakterini oluşturmuştur. Yağlıboya çalışmalarında ise daha zengin renk paleti ve dokusal derinlik, Anadolu’nun kent ve kır manzaralarında zamanın ruhunu yakalamıştır. Pek çok eserinde Anadolu’nun köyleri, kent siluetleri ve özellikle Boğaziçi’nin dingin manzaraları konu olmuştur.
Uzmen’in sanatının merkezi, doğa ve insan ortamının uyumlu ama sade bir biçimde betimlenmesidir. Peyzajları sadece görsel motifler olarak ele almamış, onları gözlem ve duygusal karşılaşmanın bir yansıması olarak yorumlamıştır. Deniz, ışık, doğa ve mimari unsurlar, onun eserlerinde yalın ama derin bir estetikle yer bulur. Özellikle ışığı yakalama ve atmosferi çözme çabası, resimlerinin zamansız bir duyarlılık kazanmasını sağlar. Eserlerinde belirgin bir biçimde görülen dinginlik ve sadelik, izleyiciyi sadece görsel bir betimlemeden öte bir “buluşma”ya davet eder.
Uzmen, dönemin Türkiye’sinde profesyonel resim çevreleri ile doğrudan akademik bağları olmayan ama kendi pratiğiyle saygınlık kazanmış sanatçılardan biri olarak kabul edilir. Döneminin öteki isimleriyle her ne kadar doğrudan aynı kuşaktan olmasa da paralel bir izlenimci geleneği sürdürmesi, Türk resim tarihinin yerel bir sürdürülebilirliğe kavuşmasına aracılık etmiştir.
Uzmen eserleri döneminde bankalar, resmi kuruluşlar ve kütüphane koleksiyonları tarafından satın alınarak geniş izleyiciye ulaşmıştır; bu da onun özgün bir estetik duyarlılıkla ürettiği peyzajların kamusal bellekte yer bulduğu anlamına gelir.
Yaşamı boyunca beş kişisel sergi açmış olan Uzmen’in eserleri, dönemin sanat çevrelerinde ilgiyle karşılanmıştır. 2015’te Tünel Sanat Galerisi’nde gerçekleşen retrospektif seçkide eserleri İstanbul sanatseverleriyle buluşmuş; bu sergi kataloğu aynı zamanda eserlerinin dönemsel ve coğrafi çeşitliliğini belgeleyen nadir kaynaklardan biridir.
Bir diğer dikkat çekici sunum ise Ankara Kalesi’ndeki “Adalardan Gelen Renkler” adlı sergi kapsamında Celal Esad Arseven ile birlikte eserlerinin anılmasıdır. Bu küratöryel bağlam, Uzmen’in suluboya ve peyzaj alanındaki üretiminin çağdaş sanat izleyicileri açısından da değerli bulunduğuna işaret eder.
Uzmen’in kendi sözlerinden doğrudan alıntılar sınırlı olsa da, resimlerinin çoğunda hissedilen yaklaşım, doğaya karşı duyduğu saygı ve sadelik arayışının bir dışavurumudur. Onun için resim, doğa ile kurulan içten bir diyalogdur; bu, eserlerinde izleyiciye doğrudan geçer.
Celalettin Uzmen, Türk resim tarihinde autodidakt yaklaşımın yüksek bir örneğini temsil eder. Akademik eğitim eksikliğini ustalıkla başka yollarla aşarak kendi estetik yolculuğunu kurmuştur. Suluboya ve yağlıboya tekniklerindeki ustalığı, Anadolu dönemi peyzajlarını yalın ama etkileyici bir dille betimlemesi, onu döneminin dikkat çekici isimlerinden biri haline getirmiştir. Eserlerinin bugün özel ve kamu koleksiyonlarında yer alması, Türkiye’nin modern resim mirasında onun emeğinin sürdüğünün bir göstergesidir.
Öne Çıkan1981, Tuval üzerine yağlıboya
53 x 44 cm