Prof. Dr. Fahri Sümer (1942, Bozüyük–2023), çağdaş Türk resminin seçkin temsilcilerinden biridir. Yarım yüzyılı aşkın sanat ve eğitim yaşamında, görsel anlatımda çizgiyi merkeze alan soyutlayıcı bir dil geliştirmiş olmasıyla tanınır. Onun çizgisel ritim ve minimalist renk yaklaşımı, insan-mekân ilişkisinin derin duyumsamalarını çağrıştıran bir estetik kurar.
Sümer, 1942’de Bilecik’in Bozüyük ilçesinde doğdu. Sanatsal eğitimine İstanbul’da başladı; 1965’te İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü’nden Halil Dikmen, Cemal Tollu ve Neşet Günal gibi ustaların atölyelerinde mezun oldu. Bu akademik formasyon, figür, kompozisyon ve çizgi-form ilişkilerinde sağlam bir temel sağladı.
Eğitim sonrası dönemde Sümer, kısa süreli öğretmenlik deneyimlerinin ardından akademik kariyerini İzmir’de sürdürmeye başladı. 1981’de İzmir Buca Yüksek Öğretmen Okulu’nda göreve başladı; 1982’de Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nden “Sanatta Yeterlilik” belgesi alarak doçent unvanını kazandı. 1987’de üniversitede öğretim üyeliğine kabul edildi; 1992’de profesörlüğe yükseldi ve 2008’de emekli olana kadar Buca Eğitim Fakültesi Resim-İş Eğitimi Bölümü’nde hem eğitim hem idari görevler üstlendi.
Sümer’in sanat pratiği, tarihsel resim geleneği ile modern görsel arayışların buluştuğu bir çizgide ilerler. Rembrandt, Cézanne ve Bernard Buffet gibi Batı ustalarının yanı sıra Çin ve Japon sanatlarından edindiği estetik izler, onun çizgideki hassas duyarlılığını ve figür-mekân ilişkisini daha yalın ama derin bakışlarla ifade etmesini güçlendirdi. Bu etkileşim, onun özellikle çizgiyi ön plana alan bir soyutlama eğilimi geliştirmesinde belirleyici oldu.
Sanatçının üretimi suluboya, özgün baskı (litografi veya serigrafi) ve desen türünde yoğunlaşır. Renk ve leke değerlerini bilinçli olarak azaltarak kompozisyona yerleştirdiği çizgi, izleyiciyi doğrudan mekân ve figür ritmine yönlendirir. Bu çizgideki hafif soyutlama, Anadolu insanının günlük yaşamına, geleneklerine ve Ege’nin kıyı-kent pitoresk manzaralarına, yalnızca görsel motifler olarak değil, yaşanan dünyanın ritmik bir anlatısı olarak yaklaşır.
Sümer’in eserlerinde sıkça karşılaşılan tema, insan ve çevresi arasındaki duyumsanan uyumdur. Onun tablolarında kent ve kırsal yaşam, kır karakterleri, zeytin toplama gibi ritüeller, figürle mekân arasındaki ritmik çizgi ilişkisiyle yeniden yorumlanır. Bu tavır, yalnızca anlatılanı değil, izleyenin bakışını da ritmik ve ritüel bir algıya taşır. Sanatçının çizgisinde leke, figür ve çevre, eşit düzeyde bir görsel sohbetin parçaları olarak yer alır; çizgi, bu sohbetin ritmini belirler.
Uluslararası ilgi bağlamında Sümer, 1985 ve 1986’da Belçika ve Lüksemburg’da solo sergiler açarak eserlerini Batı Avrupa izleyicisine taşıdı. Bu dışa açılım, onun sanatının yalnızca yerel değil uluslararası görsel dile de eklemlendiğini gösterdi. Ayrıca Brüksel ve Paris’teki müze ziyaretleri ve incelemeleri, onun görsel dilini yeniden düşünmesine ve zenginleştirmesine katkı sağladı.
Türkiye’de de çeşitli dönemlerde solo ve karma sergilerle katılım gösteren Sümer’in çalışmaları, İstanbul’dan İzmir’e uzanan geniş bir coğrafyada sanatseverlerle buluştu. Belirgin eserleri arasında “Zeytin Toplayanlar”, “Alsancak’ta Gece” ve “Pamuk Toplayanlar” gibi figür-mekân ilişkisini zirveye taşıyan tablolar sayılabilir; bu çalışmalar ulusal müze ve koleksiyonlarda yer alarak sanatçının mirasını somutlaştırır.
Ödül ve seçkiler açısından Sümer, 1988 Tekel 2. Resim Yarışması’nda ödül alarak ulusal sanat ortamında yanıt buldu ve eserleri koleksiyonlar tarafından ilgi gördü. Ayrıca 1967 İzmir DYO Sergisi ve 1973 Cumhuriyet’in 50. Yılı Sergisi gibi dönemsel seçkilerde yer alması, onun erken üretim döneminin tanınmasına katkı sağladı.
Sümer’in sanatsal yaklaşımını özetleyen bir tavır, onun çizgiye verdiği önemde saklıdır: “Çizgi, yalnızca bir betimleme aracı değil, yaşananın ritmi ve mekânın yankısıdır.” Bu bakış, onun eserlerini yalnızca temsilî değil, aynı zamanda duyumsal bir görsel dile kavuşturan temel ilkedir.
Sonuç olarak, Fahri Sümer’in üretimi, Anadolu ve Ege yaşamının çizgisel ritimlerle kurduğu görselliği, çizgiyi merkez alan soyutlama ile buluşturan bir çağdaş bakış açısının ifadesidir. Eğitimci kimliği, uluslararası sergileme deneyimi ve çizgisel estetik duyarlılığı, onu Türk resim sanatının belleğinde saygın bir konuma taşır.
Bu bölümde henüz eser bulunmamaktadır.